Bir yemek masasını hayal et. Masanın tam ortasında, herkes için hazırlanmış bir yemek var. Masada üç kişi oturuyor; üç farklı benlik hali…
Hayatın ve ilişkilerin farklı anlarında bu üç benlik halinin arasında gidip geldiğimizi çoğumuz biliyoruz. Bazen farkında olarak, bazen hiç fark etmeden. Çünkü ilişkide nasıl davrandığımız, çoğu zaman ihtiyaçlarımızın geçmişte ne kadar fark edildiği ve karşılandığıyla ilgilidir.
Sofraya oturduğunda ilk refleksin ne?
Servis kaşığına uzanıp doğrudan kendi tabağına mı alırsın? Ortada ne kaldığıyla ya da başkalarının payıyla zihinsel temasın kopuk mudur? “Yemek ortada, herkes alabilir” diye düşünürken, gerçekten herkesin ihtiyacını görebildiğini düşünür müsün? İçinden, fark etmeden şu cümle geçiyor olabilir mi: “Çok açım. Yemek önce bana yetmeli.”
Bu tutum çoğu zaman bencillikten değil, içsel güvensizlikten beslenir. Dünya, kaynakların sınırlı olduğu bir yer gibi algılanır; insan, kendini korumazsa aç ve açıkta kalacağını hisseder.
“Doğru olanı yaptım” duygusu sana tanıdık mı?
Servis kaşığını eline alıp yemeği hem kendine hem masadaki diğer kişilere eşit şekilde paylaştırır mısın? Kaşığa gelen neyse tabaklara onu koyar, sonra da “Ben üzerime düşeni yaptım” hissi gelir mi?
Peki hiç durup şunu sorar mısın: Herkes gerçekten ihtiyacı olanı aldı mı? Yemeğin her parçasından herkese ulaştı mı?
Bu benlik hali sosyal normlara uygundur. Saygılıdır, düzenlidir, güvenilirdir. Empatisi vardır ama daha çok nicelik üzerinden çalışır.
Herkesin tabağını kontrol eden sen misin?
Herkesin tabağında eşit miktarda ve yemeğin her parçasından var mı diye bakar mısın? Eksik gördüğünde tamamlar, hatta kendi tabağını en sona mı bırakırsın?
İçinden şu soru geçer mi: “Ben bu kadar düşünüyorken, neden kimse beni düşünmüyor?”
Bu benlik hali çoğu zaman çocuklukta öğrenilir. Uyumlu olmak, başkasının ihtiyacını fark etmek, düşünceli olmak ödüllendirilmiştir. Sevilmenin, başkalarını memnun etmekle mümkün olduğuna dair bir bağlanma zemini oluşmuştur.
Sofra aslında nedir?
Sofra sadece bir yemek alanı değildir; bir ilişki alanıdır. Kendini düşünürken bağdan kopmamayı, başkasını gözetirken kendini kaybetmemeyi öğretir. Gerçek ilişki; sadece almakla, sadece vermekle ya da sadece eşitlemekle kurulmaz. İlişki, kişinin hem kendi tabağının hem de diğer tabakların farkında olabildiği yerde mümkündür. Çünkü ihtiyaçların fark edilmesi ve karşılanması, ancak karşılıklı bir temas varsa gerçekleşir.
Son bir ayna
Sen sofrada hangisisin? Hangi ilişkide hangi benliğe düşüyorsun? Kendi tabağını unutmadan, başkasının tabağına da bakabiliyor musun? Yoksa başkalarını gözetirken kendini mi ihmal ediyorsun? Ya da kimseye bakmadan, sadece kendi payını mı düşünüyorsun?
Belki de mesele, hangi benlik olduğumuz değil… Ne zaman, neden ve nasıl oraya düştüğümüzü fark edebilmek.